Hoşgeldiniz...
KeseKoyu.Net sitesine hoşgeldiniz...

Bugün , Saat:

Bizi Facebook'da Takip Edin
Anketler

YAYLAMA ÇIKTIM 05 Ekim 2003

Yazıyı Ekleyen:
Arif KIRKPINAR
Eklenme Tarihi:
1.9.2009 00:00

O ne güzellik ALLAHIM… Hem de yürüyerek çiktim yaylama, tarih 08.10.2003 Bir haftaligina dogdugum köyüme gittim. Ben Kise köyünde dogdum. Tüm güzellikleri orada buldum… Köyüm; hasreti, dogayi, topragimi sevmeyi ögretti bana, bu nedenle Ben köyümü; Yaylami herkes gibi çok seviyorum… Bu sevgiyi benim gibi herkesin tatmasini ve memleketini sevmesini ve topragina sahip çikmasini istiyorum.

Evet tam Ankara’ da niyetlendim yürüyerek Yaylama çikmaya, Esim, arkadaslarim, tüm tanidiklarim bu fikrime karsi çiktilar. Çünkü mesafe on iki kilometre ve devamli tirmanacaktim… Ama ben kararimi vermistim… Küçüklügümde, her aksam günes batmadan iki, iki buçuk saat önce on bes, yirmi esek ve katirlarla konvoy yaparak veya yürüyerek çiktigimiz yaylama yürüyerek gitmeye…

Yola çikmadan kendime yolda yiyebilecegim azik hazirlattim. Içi alinmis ekmegin içine küpecik peyniri, maydanoz ve tere koydurarak küçük çantama yerlestirdim. Biz eskiden aziklarimizi ( yiyeceklerimizi ) Pazar mendili içine koyar onu da belimize sarardik.

Köy, kislak, yayla bizim yasamimizdaki saç ayagimiz. Kislak ve yaylada hayvancilik yaparak evlerimizin hayvansal ürünlerini temin ederiz. Köyde ise sebze, meyve, bugdaygillerden ihtiyacimiz olani yetistiririz. Bizler hayvansal ürünler hariç ürettigimizi nadiren satariz.

Köyden sirtimda küçücük çantam, elimde degnegim (Baston gibi kullandigim sopam) tanidik kagni arabasi ve keçi yollarindan ilerliyorum yaylama… Adimlarim gittikçe kendiliginden hizlaniyor, terliyorum. Ama her adimimda kirk bes sene öncesini hatirliyorum. Yollar ayni, agaçlar, taslar, çalilar, ardiçlar, yemisenler, aliçlar, tarlalar, tarla sinirlari, tarla kenarindaki tas duvarlar, her sey ayni, sasiriyorum. Degisen tek sey bu sene su kanallari yapilmis… Ama özensiz, dikkatsiz, bazen de amaçsiz yerlerden geçirilmis, yine de emegi geçen tüm insanlarimiza tesekkürler.

Binektasindaki çesmenin basindaki beyaz aliçtan; aliç topluyorum. Iri iri sapsari olmuslar, yiyorum… Ayni lezzet, ne kadar güzel, harika bir tat… Aliçlari kemire, kemire devam ediyorum yoluma… Meselikteyim, kirmizi, kirmizi olmus yemisenleri agzima atiyor ve onlari agzimda ezerek tadini çikariyorum. Bayiliyorum, zevkten dört köseyim, hava temiz ve berrak oohh…! On kere derin nefes alip temiz havayi cigerlerime dolduruyorum. Çanak Pinarindan su içiyor, elimi yüzümü yikiyor ve serinleyerek yoluma devam ediyorum.

Yol üzerinde elma bahçeleri var, yirmi otuz sene önce dikilmis, kizarmis kipkirmizi olmuslar, sahipleri elma topluyorlar, inanamiyorum agaçlarin üzerine çikmislar salliyorlar. Soruyorum neden “ Dayi para etmiyor. ( Rahmetli Hüseyin Dayimin oglu Hüseyin Küsmez) 60.000 TL‘ e meyve suyu fabrikasina veriyoruz “ dedi. Sasirdim, ANKARA’ da en ucuz elma 500.000 TL Aciyorum, tüm emekler, ümitler bosa, elma toplayan eller çatlak; yüzler yorgun ve kirisik, çocuklar bir kere isirip atmislar elmalari yere, karinlari aç, ayaklari yalinayak, inekler bile yemiyor elmalari, bir kismi kararmis ve çürümüs, yeni daldan düsenlerde ( sirkalananlar ) damdan düsmüs gibi saskin, ama taze, piril, piril kipkirmizilar…

Birkaç elma ve ceviz alarak Kislak Pinar’ ina dogru yola koyuluyorum. Terliyim ve zorlaniyorum… Kislak evleri görünüyor kavak ve ceviz agaçlari arkasinda silik, görüntüsüz, sessiz, kimsesiz evler, ne köpek sesi, ne de inek, horoz sesi… Ben de bir hüzün, gidemedim; çocuklugumun geçtigi kislama, yorulmusum, oracikta çöktüm yere, tekrar baktim, daha çok hüzünlendim bakimsiz evler, meyve bahçeleri… Birden kalktim yürümeye devam ettim geldim, kislamin pinarina; nedense kizgin ve öfkeliydim. Yola çikali bir saat olmustu mola verdim… Basladim tüm kizginligimla çesmenin olugunu temizlemeye… Bir daha bakmadim kisla evlerine. Iki elma bes ceviz yedim Amasya elmasi ile ceviz harika oluyor hiç denememistim. Çok güzel bir damak tadi verdi. Tavsiye edilebilecek bir tarz. On dakika sonra Küllügün Kafadan ormanin içinden, Hamis Pinarina dogru yürümeye basladim. Eski yollar kaybolmus çam fidanlari ile kaplanmis, her taraf orman fidanlari ile dolmus, herhalde bizim zamanimizda sürülerle bulunan keçinin ortadan kalkmasi ( yasaklanmasi ) ormani bu hale getirmis. Esimi ve kardesimi cep telefonu ile arayarak bilgi verdim.

Altinci his mi ne dersiniz ben bilmem, ama kaybolan yollara ragmen eski yolu takip ederek Hamis Pinarina geldim. Yarim saat geçmis, su içtim bir elma yedim, koyuldum yola, Türbeyi geçtim, yol yok, iz yok, her taraf çam agaci, hani var ya, o altinci hissimle buldum Asagi Kisik Kaya’ yi ve Yukari Kisik Kaya’ yi sagimda Seyinbey solumda su yolu , gürül, gürül akiyor onun sesinden baska bir sey duyulmuyor. Yukari Kisik Kayada birde ne göreyim esek ve katirlara bindigimiz Binek Kayasi durmuyor mu ? Eski esek yollari bile çam agaçlari ile dolmus, Emir Pinari göründü elli dakika olmustu… Oturdum Çesmenin basina, suyu azalmis, su içtim. Karar verdim çesmeye dönüste ismimi yazacaktim. Eskiden burada Saban Efendinin Kislasi vardi. Çok da güzeldi .Yerinde yerler esiyor, otlar kaplamis yerini…

Buraya üç yüz metre kala, Ahlat Agaci filizi gördüm. Çok güzel baston olacagini düsündüm. Dönüste tabiata karsi saygisizlik olmazsa üzülerek de olsa kesecegim. En azindan bir ikizi var yaninda. Kibris’ ta okuyan Kizim Burçin ‘ i cep telefonu ile aradim. Yayla yürüyerek gittigimi söyleyince “Baba sen elli sekiz yasindasin, ne yaptiginin farkindamisin “ diyerek bana kizdi ..

Emir Pinar’ i ; Seyin Bey, Kisik Kaya, Sorgun, Deve Boynu, Sariçamlik arasindaki çam ormanlari ile kapli alan içerisinde, nispeten düz, aliç agaçlari ile kapli açik yesil bir alan … Deve Boynuna dogru yürüyorum, aliç agaçlari belki yüz, belki de iki yüz senelik bakildiginda yasli olduklari ilk bakista anlasiliyor. Su arki kenarindan, su sesinden baska bir sey duymadan ilerliyorum. Deve Boynu ile yayla arasi yürüyüsümün en zor bölümü. Dik, kivrila, kivrila çikiliyor ta Yellice Kasina kadar. Deve Boynundaki ( Kasimim olugu ) çesme kaybolmus, susadim ve terledim. Nefes, nefeseyim, Yegenimi cep telefonu ile aradim ( Abdullah Kirkpinar ) Sasirdi… Kendisinin yaylada olmadigini Esi Sultan’ in yaylada oldugunu söyledi. Biraz zorlanarak yürüyüsüme devam ediyorum. Yellice Kasindaki su kaynagina kadar yürümeye karar veriyorum. Acaba yerinde duruyor mu? Herhalde biraz yoruldum. Degnegime daha fazla dayaniyorum… Evet yolun solunda Kaynak suyu duruyor. Yatarak süzme üç yudum su içtim. Yürüyüse devam… Terliyim ve rüzgar soguk esiyor hemen üzerime kazagimi giyiyorum. Yayla göründü ama barajda daha su görünmedi. Herhalde su azalmis. Yorgunlugumu biraz atmak, birazda dinlenmek ve esen rüzgardan korunmak için bir ardiçin kenarina sokularak yere sirtüstü uzaniyorum… Gökyüzü açik, berrak, cam gibi, insana huzur veren bir sessizlik, rüzgar bile rahatsiz etmiyor insani… Terim sogumadan kalktim. Bes dakika sonra baraj kenarindayim. Baraj 1954-1955 yillarinda yapildi. Yüzmeyi bu barajda ögrendim. Baraji Ördek Gölünden Ada’ya enine; Yarim Ada’dan Ördek Gölüne boyuna yüzerek ilk ben geçtim. Yine Baraji donmusken Mayis ayi’ nin yedisinde enine buz üzerinden uzun tahta parçalarini kullanarak yine ben geçtim. Barajin kapladigi alan yaylanin en yesil alani idi. Kirkpinar’ dan çikan sular ( Çal’ in eteginde 40 adet kaynak çesme’ nin suyu ) kivrila kivrila akarak, egri arklari meydana getirir ve su anki Barajin döküldügü yerden asagiya akar giderdi.

Sulari kapladigi bu alan içerisinde yani su altinda birçok kaynak suyu vardir. Bu alan Asagi Karaçayir, Yukari karaçayir olarak ikiye ayrilirdi. Genelde bu suyla beslenen çayirlarda; mandalar ( Kömüsler ), çayira salinmis atlar, Büyükbas diger hayvanlar aksamlari ve sabahlari burada toplanir otlarlardi. Yayladan bakildiginda bir hayvanlar cümbüsü görünürdü. Bu çayirlar içerisinde küçük, küçük sayilari biraz fazlaca göletler mevcuttu. Bunlara sicak havalarda kömüsler ve yavrulari (malaklar) yatarak serinlerlerdi. Içlerinde binlerce kurbaga lavralari oynasirdi.

Baraj yapilmadan önce Asagi Karaçayirin hemen asagi yaylaya bakan bölümünde tabii bir göl mevcuttu… Bu göle göçmen ördek geldigi için herhalde Ördek Gölü ismi verilmisti… Baraj yapilmadan önce bu gölde çocuklar yüzerlerdi… Çünkü Egri arkin sulari kaynak sulari ile beslendiginden çok soguk olurdu.

Yaylamizin dogal görüntüsünü bozan ve ilk beton yapi olan ve 1991 senesinde Il Özel Idaresince meranin ortasina yaptirilan beton yigini yanindayim, pencereleri örülmüs kullanim disi bir bina… Iste tam burada Yaylacilar gün batiminda Yellice Kasi eseklerin üzerinde köyden yaylaya gelirken kaç kisi olduklari, yaylada bekleyenleri tarafindan sayilirdi. Daha sonra köyden gelenler ördek gölüne gelmeden ikiye ayrilir bir kismi Asagi Yaylaya bir kismi Yukari Yaylaya yönelirdi.

Yaylamiz benim küçüklügümde kirk bes haneydi, yaylalar eskiden hepsi çam agacindan üçgen tavanli çatma evlerdi. Her ev uzunlamasina ortadan ikiye ayrilir, sonra giristen de üçte ikisi ayrilirdi… Böylece giris, onun bitisigi torbalik, arka tarafta uzun iki oda, birisi yatilan ve oturulan oda , digeri ürünlerin saklandigi ürünlük… Ayrica büyük ve küçük bas hayvanlarin aksamlari sütlerinin sagildigi agillar, oglak ve kuzularin bulundugu çitenden ( küçük agil ) ibaretti. Evlerin üstü silinmis tahtalarla kapliydi, ayrica her evin kaynak suyu torbaligindan devamli akardi… Torbalikta yayiklar çalkalanarak yogurttan tereyagi çikartilir, ayranlar torbalara konarak süzülerek torba yogurtlari yapilir, bu yogurtlar her Cuma aksami yogurt toplayanlar tarafindan toplanarak satilmak üzere, Ilgaz’ a pazara götürülürdü.

Hayvani çok olanlarin bir veya iki çobani vardi. Ayrica inekler içinde köyün sigir çobani mevcuttu… O kadar büyük ve küçük bas hayvan vardi ki otlamaya araziye sirayla gidilirdi. Bu sirayi benim yengem; ama benim Büyük Ana dedigim, Fakriye Anam yapardi. Örnegin koyun sürüleri Kirkpinar tarafina, sigirlar Karabagça ’ ya, Ak davarlar ( Keçiler ) Orataeyleg’ e giderdi. Büyük anam yaylanin ot durumuna göre bu sirayi ayarlardi. O yaylanin Anasiydi, her seyi ondan sorarlardi. Yaylaya ilk çikanda O; son inende O idi.

Yaylaya onbes Mayis’ tan sonra havanin durumuna göre göçerler, Ekim ortalarinda dönerlerdi. Yaylada otun azalmasi ve kurumasi nedeniyle hayvani çok olan aileler Öte yüzdeki ( Yaylanin Kastamonu ‘ ya bakan yamaçlarinda bazi yillar Porsugun tarlaya, bazen de Yanikliga göçerlerdi. Buraya sadece çobanlar ve evin erkekleri giderlerdi .Burada hayvan olanlar iki günde bir süt sagmaya topluca giderlerdi. Bu yolculuk esek ve katirlarla yapilir ve iki üç saat sürerdi .

Ben yaylada isin en zor tarafini yapardim. Döl güderdim. ( oglak ve kuzular ) Simdi hatirladigim kadariyla 165-175 arasinda mevcutlari olurdu. Sabahtan aksama kadar peslerinde kosardim. Çok zor bir isti ne laftan anlarlar ne de sözden, ziplayip dururlardi. Peslerinden kosmaktan yorulur, aglardim. Onlarin sayesinde askeri lisede atletizm takimina seçildim. Onlar benim afacan yaramaz arkadaslarimdi, büyüdükçe Agustos ay’ i sonuna dogru onlarla iyi arkadasliklar kurar birbirimizi anlardik, o zaman çok mutlu olurdum. Onlara isimler verir ve isimleri ile çagirirdim. Öglenleri onlari Yukarikarakaya ‘ lara veya Kasimin Kayaya eylege getirir, bende ögle yemegini yedikten sonra Baraja arkadaslarla iki saat yüzmeye giderdim. Baraja ögle saatinden baska giremezsin çünkü suyu çok soguk olurdu. Barajda on onbes kisi olurduk. En iyi yüzen bendim. Barajda bulusmak için isliklarla anlasirdik. Asagi Yayla’ dan Kara Ibrahim, Metin Yavuz, Yukari Yayladan Ben, Mevlüt Küsmez, Ali Akbak, n Ötürün Mehmet ve diger ismini hatirlayamadigim arkadaslar. Barajda bogulmaktan Kara Ibrahim’ i ve Metini birer kere kurtardigimi hatirliyorum.

Yaylada her sey çok degisiktir. Ben en çok bulutlar sever onlarla arkadaslik eder. Onlarla konusurdum. Çünkü onlar her zaman yaylada vardi ve bana çok yakinlardi. Onlari sekilden, sekle sokar, onlari bazen bir deve benzetir, bazen de anne ve babama, yagmurlu havalarda, gök gürlediginde yildirimi üzerime düsürmemesi , ögle saatlerinde ise baraja yüzmek için gittigimizde günesi kapamamalari için yalvarirdim . Daima bu isteklerimin yerine geldigini düsünerek onlarla hep barisiktim. Bu nedenle kalin , kat kat bulutlari Ben çok severim. Ama sisten de çok korkarim. Sinsi, kurnaz , kalleslik timsali, dengesiz bir canli gibi gelirdi bana, bu günlerde dölleri ondan uzak tutar, onlari büyükbas hayvanlarin oldugu yerlerde gütmeye çalisirdim.

Benim yaylada en çok korktugum olay ise canavarin ( kurdun ) gelerek herhangi bir hayvani alip gitmesiydi. Bu korkumda en büyük etkenin belki de annemin küçükken çok kurt masallari anlatmasindan kaynaklaniyor olabilir. Kendisi çok masal, mani bilirdi.

Eskiden çok kurt ve ayi vardi. Ilk kurtla bir ögle üzeri dölleri Yukari Karakayalar’ a yatirmaya getirirken , döller içerisine sinsice bir disi bir erkek kurdun girmek üzere oldugunu görmem, onlarin köpege benzemedigini tüm anlatilan özelliklere sahip kurt oldugunu anlamamla oldu. Tüm gücümle bagirmaya basladim. Hiç tepki göstermediler hatta iplemediler, ancak çok yakin olan yaylalardan da haykirislarin gelmesi onlarin kuzulara saldirmasina mani oldu…

Ama ilk kurdu daha küçükken ben yaylamiz önünde Küçük Tülü mTepe’ de ögle üzeri eylekte yatan koyunlara saldirip boynuna atarak kaçarken görmüstüm.
Eski yaylamiz Süzegin derenin dogu yamaçlarinda devamli suyu akan bir çiteni, iki katli küçük bas hayvan agili, inekler için üzeri kapali agil ve bir büyük avludan ibaretti ) oynarken gördüm. Kasimgilin karakayalarin önünde su arginin bizim yaylaya bakan tarafinda adina tülü tepe dedigimiz çok küçük bir tepecik vardi. Burada küçük koyun sürüleri öglenleyin eylek yaparlar yani sicakta dinlenirlerdi; bir ögle üzeri koyunlarin ürkerek kaçtigini bir kurdunda bir koyunu boynundan isirarak sirtina atip kaçtigini gördüm. Tüm gücümle bagirdim, herkes bagirmaya basladi ve kurt koyunu birakarak kaçmaya basladi. Hemen herkes kostu, çünkü tepe evlere çok yakindi . Tepe simdi herhalde su altinda kaliyor. Koyunun boynuna disleri isirmis kanlar akiyordu, koyun ölmeden kestiler. Bu nedenle kurdun bede biraktigi ilk izlenim nedeniyle pek sevmem

Barajin basinda, durdum, söyle bir düsündüm ,bir film fragmani gibi geçti tüm yillar ve anilar tekrar tas yigini yaylara baktim, Kendi kendime kizdim ve öfkelendim. Ben baslatmistim bu berbat yapilasmayi ama Ben böyle bir yayla evi yapmayacaktim. Tüm disi kapak tahtalari ile kapli tamamen dogal görüntüsüne uygun bir yapi .. Olmadi o da baska bir üzüntü ve hüsran, haklinin haksiza karsi mücadelesiyle haksizin her zamanki gibi kazanmasi ..

Ördek gölünün kafadan, bagirdim, ooooooo .. Cevap ; ooooo baktim iki erkek gübre dolduruyor traktöre, bizim yegen Saban, Dayimin oglu Sait. Selamlastik konustuk .. Terim sogumadan eve gittim. Çamasir degistirdim .. Sultan aci ayran getirdi. Içtim buz gibi, soba yaniyordu,uzandim. Üç saatte gelmistim .. Iki saat de geri döndüm .

Kuslar gibi hafif , asiklar gibi mutlu ve sarhostum ..! Seyinbey’ deki ahlat agacinin yan sürgününü istemeyerek kestim her tarafima dikenleri batti, elimde kolumda siyriklar olustu. Hala o siyriklar bir hafta olmasina ragmen geçmedi. Kislanin üzerinde ates yakarak dikenlerini ve filizlerimi kestigim bastonumu, yaktigim ateste kizarttim .. O halde Köye geldim. Mutlu ve kelebekler gibi hafiftim. Çok sükürler olsun bu günleri gördüm. Insallah Yaylamiz için düsündüklerimi gerçeklestirebilirim.

KEÇEHASANGILIN ARIF KIRKPINAR

Yukari Mah. .Kazim Kirkpinar sok. No : :61

 

5 Günlük Hava Tahmini

Merkez Bankası Döviz Kurları
Copyright 2017 © kesekoyluyuz.biz
Tüm hakları saklıdır.