Hoşgeldiniz...
KeseKoyu.Net sitesine hoşgeldiniz...

Bugün , Saat:

Bizi Facebook'da Takip Edin
Anketler

ÇILGIN TÜRKLER

Yazıyı Ekleyen:
Arif KIRKPINAR
Eklenme Tarihi:
7.12.2009 00:00

Çilgin Türkler
 

 
Kurtulus Savasi, dünyadaki en mesru, en hakli ve en kutsal savaslardan biri. Kazanilan zafer üzerine bugüne kadar çok söz edildi. Kurtulus Savasi eskilerde mi kaldi?.. bu ülkenin verdigi bagimsizlik kavgasini konu alan bir eser yüzlerce baski yapiyor ve 400.000'den fazla insan tarafindan gözyaslari arasinda okunuyorsa sorunun cevabi çok net: "Hayir!" Kadiniyla erkegiyle, genciyle yaslisiyla; gücünü Anadolu topraklarindan alan bir ulusun "Isimsiz kahramanlar" albümünden insan manzaralari...
Kurtulus Savasinin ilk günlerinde dogru dürüst ne kiliçlari, ne de mizraklari vardi. Eksiklikleri giderildiginde Yunanlilar için en korkulan güç oldular. Büyük Taarruz'da, Süvari Kolordusu sel gibi akarak düsmanin kaçis yollarini kesecekti...
Anadolu yanan gözleriyle duruyordu bu dünyanin üzerinde. Izmir, Manisa, Menemen, Aydin, Akhisar; 1919'un Mayis ortalarindan Haziran ortalarina kadar düsmüstü. Adana, Antep, Urfa, Maras dövüsüyordu... Murat Nehri, Canik Daglari ve Firat, Yesilirmak, Kizilirmak, Gültepe, Tilbesar Ovasi Ingilizlerle bogusuyordu. Aksu ile Köpsu, Karagöl ile Sögüt Gölü, belki de ilk kez görüyordu Italyan'i. Çukurova, Seyhan ve Ceyhan Fransizlara bakiyordu.
Nazim Hikmet, Kurtulus Savasi üzerine yazilmis en güzel esere, "Kuvva-i Milliye" destanina
"Atesi ve ihaneti gördük"
diye baslar,
"Dayandik"
diye sürdürür:
"Dayandik her yanda,
dayandik Izmir'de, Aydin'da,
Adana'da dayandik.
Dayandik, Urfa'da, Maras'ta, Antep'te..."
 20. yüzyilin ilk yillarindan beri bir kavgadan ötekine sürüklenen ülke, müttefikleriyle birlikte Büyük Savas'tan yenik çikmisti. Bu topraklarda yasayan hemen her ailede ya bir gazi vardi ya da bir sehit. Umutlar tükenmis, bezginlik ve çaresizlik artmis, teslimiyetçilik dalga dalga yayilmisti.
Iste böyle bir ortamda, bir "Çilgin Türk"ün önderliginde, "Çilgin Türkler" ortaya çikti ve yedi düvele karsi kavgayi baslatti. Bu kavga, Anadolu'nun tek vücut, tek yürek olan insanlarin hayranlik duyulacak destanlariyla kazanildi.

Kadinlar, bizim kadinlarimiz...
Kurtulus Savasi'ndaki "Çilgin Türkler"in birbirlerinden farki yok. Ancak; anamiz, avradimiz, bacimiz ve de yârimiz olan kadinlarin o akil almaz, o çilginca fedakârliklari olmasaydi, bu savas nasil kazanilirdi? Bu, günümüzde bile kimsenin kolayca cevaplayamayacagi bir soru.
Savas galipleri arasinda çikar çatismasi baslamis, gelecege dönük planlar müttefikleri yol ayrimina getirmisti. Çukurova, Antep, Urfa ve Maras'ta "Çilgin Türkler"den umulmayan bir direnis gören Fransa, Ankara hükümeti ile anlasma yollari aramaya girmis, Fransiz temsilcisi Franklin Bouillon, Ankara yollarina düsmüstü. O günlerde, Türk ordusunun silah ve cephane ihtiyaci Inebolu üzerinden karsilaniyordu. Özellikle Istanbul'da, isgal güçlerinin denetimindeki depolardan çesitli yollarla kaçirilan silahlar ve cephaneler, küçüklü büyüklü teknelerle Inebolu'ya getiriliyor, buradan da "Istiklal Yolu" üzerinden cepheye götürülüyordu. Hangi araçla mi? Kagnilarla tabii. Baska araç yoktu ki!
"... Genç adam 'ugurlar olsun anam' diye seslendi. Kolbasi 'Sag ol ogul' dedi, elindeki sopayla öküzleri dürttü. Kagnilar, tekerlekleri inleyerek kimildayip yürüdüler. Kagnicilarin hepsi kadindi. Yalniz üçüncü kagniyi 12 yasinda bir erkek çocugu götürüyordu. Kadinlardan biri hamileydi. Yedinci kagninin yaninda yürüyen sirim gibi genç kadinin ayaklari çiplakti. Bazi kadinlar, bebelerini torbalayip sirtlarina baglamislardi. Konvoyu ugurlayan genç subaylardan birisi 'Ne mübarek kadinlar bunlar' dedi."
Öyleydiler...


Kagni kamyonu yener mi?
Onlar, Franklin Bouillon'un Ankara yollarinda gördügü konvoylardan yalnizca birisiydi ve Fransiz temsilcisi müthis etkilenmisti. Serefine verilen aksam yemeginde, "kagnici kadinlar"i anlata anlata bitiremiyordu. Sofrada gelecege dair konusuluyordu. Mustafa Kemal, girdikleri kavgayi kisaca özetledi F. Bouillon'a:
"Mösyö Bouillon, milli yeminimizin özü tam bagimsizliktir. Yani; siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kisaca her hususta bagimsizlik! Türk milleti kanini tam bagimsizligi saglamak için akitiyor."
Yemek bitip Mustafa Kemal odadan çiktiginda, Bouillon, Birinci Meclis'in Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'e (Tengirsenk) hayretle sordu:
"Yoksa siz aklinizdan kapitülasyonlari kaldirmayi mi geçiriyorsunuz?"
"Evet Mösyö. Milli Mücadele toprak için yapilmiyor. Biz Istiklal için mücadele ediyoruz. Büyük Millet Meclisi kapitülasyonlarin kalktigini görmeden kilicini kinina koymaz..."
Fransiz diplomat gülmeye baslamisti:
"Ah dostum! Azminizi ve sabrinizi temsil eden kagni kollarini büyük bir hayranlikla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlasmaya bakin. Çünkü kagni kamyonu yenemez!"
Franklin Bouillon, 30 Agustos 1922'de Dumlupinar Meydan Savasi'nin bu kagnilarin tasidigi silah ve cephanelerle kazanilacagini nereden bilebilirdi ki...


 
"Su bir lirami al kizim!"
Halide Edip (Adivar), cepheyi görmek üzere trene bindi. Kompartimanda Istanbul'dan kaçip gelen, Istanbul'un taninmis ailelerinden birisinin kizi ile genç bir subay vardi. Sohbet sürerken, Halide Edip, genç subayin dizindeki yamayi eliyle örtmeye çalistigini fark edince gülümsedi;
"Lütfen dizinizi örtmeye çalismayin. Utanmayin da. O yama, bizim için Ingilizlerin dizbagi nisanindan çok daha degerli. Ordumuz, heybetini yoksullugundan aliyor..."
Kütahya Eskisehir Cephesi'nde ölümüne savasildigi günlerde, Ankara Ögretmen Okulu'nun konferans salonunda, kadinlar Halide Edip’i dinlemek için toplanmislardi. Ön siralarda sikma basli, uzun mantolu, iskarpinli Istanbullular. Arkalarda rengârenk çarsafli, potinli, mest lastik giymis, yüzleri açik Ankaralilar. Halide Edip, çok tutumlu olduklarini duydugu Ankarali kadinlarin orduya yardim etmelerini saglamak için bir konusma yapacakti;
"Bir hafta önce Eskisehir'deydim. Uçaklari gördüm. Kanatlar ve gövde, özel keten kumasla kaplanirmis. Bizimkiler kaput beziyle kapliyorlar. Özel yapistirici olmadigindan kaput bezi, nal mihi veya zamkla tutturuluyor. Bezin gerginligini saglamak için emayit kullanilirmis.
Bizimkiler, bezi kaynatilmis patates kabugu ve paça suyuna tutkal, kola karistirarak yaptiklari pelteyle kapliyorlar. Ve pilotlar, gözlerini bile kirpmadan bu uçaklara binip havalaniyorlar. Kardeslerim! Sizleri, milletin serefini ve namusunu canindan aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardima çagiriyorum!"
Salonda çit çikmiyordu. Sonra, Ankarali kadinlar hareketlendiler, siraya girdiler. Masanin üstü kisa sürede para, altin bilezik ve yüzüklerle dolmustu. Tam bu sirada, beyaz basörtülü, gözleri görmedigi anlasilan yasli bir kadinin seslendigi duyuldu:
"Ne olur bana Halide Hanim'i bulun!"
 Yasli hanim, hemen yanina kosan Halide Edip'in yüzünü oksamaya basladi:
"Çamasircilik yaparak geçiniyorum kizim. Bunu zor günüm için saklamistim. Ama sözlerinden anladim ki, ordumuz benden daha zordaymis. Al bunu kizim!"
Görmeyen gözleriyle Halide Edip'e gururla bakan kadinin derisi çatlamis avucunda 1 lira vardi. Halide Onbasi, gözlerinden yas fiskirirken sarildi yasli hanima;
"Ah anam ah! Bir kere daha iman ettim. Kurtulacagiz..."
Iste onlar dünyanin hiçbir yerinde görülmemis fedakârliklariyla bizim kadinlarimizdi.


"Bir hilal ugruna ya Rab, ne günesler batiyor!"
Mehmet Akif in Çanakkale Sehitleri için yazdigi siirdeki hu misra, aslinda bu vatan için gözünü kirpmadan ölüme giden tüm "Mehmetler" için yazilmisti... En acemisinden yedek subayina, tegmeninden albayina sehit olan tüm Mehmetlerin amaci; Anadolu topraklarini arsizca isgal eden, kadin erkek, çoluk çocuk gözetmeksizin hoyratça davranan düsmani geldigi yere göndermekti.
15 Mayis 1919... Izmir limanina demirleyen Yunan savas gemilerinden karaya asker çikmaya baslamisti. Izmir Askerlik Subesi baskani Miralay Süleyman Fethi, gelismeleri makaminda endiseyle izliyordu. Sabah evinden ayrilirken, esi Edibe Hanim, kötü bir sey olacagini hissetmis gibi, o gün ise gitmemesini söylemis, ancak Miralay Süleyman Fethi’nin cevabi kisa olmustu;
"Ben askerim! Isime böyle bir günde gitmezsem, baska ne zaman gidecegim!"
Edibe Hanim'in korktugu basina gelecekti. Izmir'i isgal eden Yunanlilar, Fethi Bey'i savas esiri olarak tutuklayip, Pasaport'ta, rihtim boyunda esir diye getirdikleri baska Türk subaylarinin da bulundugu siraya kattilar. Özel kiyafetli efzun askerlerinin basindaki Yunan subayi siradakilere seslendi:
"Kimin önünde durursam, o kollarini iki yanda kaldirip indirecek ve 'Zito Venizelos!' diye bagiracak. Karsi gelen süngülenecek."
Venizelos, o tarihteki Yunan basbakani idi. Subay, Türk askerlerinden basbakani kutsamalarini istiyordu. Bir tek Miralay Süleyman Fethi direndi. Bagirip duran Yunan subayinin karsisinda kayadan oyulmus bir heykel gibi duruyordu. Subay, ummadigi bu direnis karsisinda öyle kizmisti ki, birden elini uzatip Fethi Bey'in omuzlarindaki apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayinin elini siddetle itti.
"Onlari sen takmadin ki sen sökesin!"
diye bagirdi ve ilk süngü yarasini aldi. Efzun eri, süngüyü onun gögsüne sokmustu... Yirmi iki kez önünde durdu, istegini yineledi Yunanli subay ve yirmi iki kez süngülendi Miralay Süleyman Fethi. Artik ayakta durmaya direnci kalmayan, kendi kanindan olusan gölcüge yigilip kalan kahraman asker, Izmir'deki Fransiz Konsoloslugu araciligiyla kaldirildigi hastanede, sabaha karsi sehit oldu.
Isgalciler, ertesi gün, tüm Izmir'in katildigi cenaze törenine müdahale etme cesaretini gösteremediler. Izmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarligina gömüldü. Bu kahraman subay, bugün çok yalin yapilan mezarinda, üzerinde kabartma bir kiliç ile bir kalpak resmi yontulu tasin altinda, huzur içinde yatiyor.

"Bölükten geri Kalan budur komutanim!"
Porsuk Çayi'nin kuzey kiyisindaki bir patikada 40 kisi yürüyordu. Çogunun ayagi çiplak, bazilarinin ayaklari çuvalla, çaputlarla sariliydi. Aralarindaki yaralilara arkadaslari destek olmaya çalisiyorlardi. Bunlar,10-25 Temmuz 1921 arasindaki Kütahya-Eskisehir savaslarinda yarilan cepheden kopan askerlerdi. Düse kalka, dövüse dövüse birliklerini bulmak için cephe gerisine ulasmaya çalisiyorlardi.
Aniden ortaya çikan bir süvari birligi, grubu çevirdi. Asker kaçaklarinin pesinde olan süvari yüzbasisinin sesi çok sertti:
"Hangi birliktensiniz?"
"4. tümen, 55. Alay, 3. Tabur 1. Bölük'teniz komutanim."
"Bölügün geri kalani nerede?"
"Geri kalan biziz komutanim!"
"Nereye gidiyorsunuz?"
"Duyduk ki ordu Sakarya ötesine çekiliyormus. Alayimizi aramaya gidiyoruz."
Yüzbasi sevindi. Bunlar, silahlarinin serefini sonuna kadar korumaya kararli sahici askerlerdi:
"Su tepenin ardinda suyu bol küçük bir köy var. Orada dinlenin. Sonra doguya yürüyüp Sakarya'yi asin. Ama birligi köye bu haliyle sokma. Halki üzmeyin. Anladin mi asker?"
"Evet komutanim. Köye belimiz kirilmamis" gibi girecegiz. Bas üstüne!"
Süvariler dörtnala uzaklasirken çavus birlige döndü:
"Duydunuz. Halka teftis verecegiz. Ona göre. Siraya girin, çabuk olun, çabuuuk. Hazir ol! Ars!"
Perisan Mehmetçikler ayaklarini sürüyerek yürümeye koyuldular. Çavus birden dellendi;
"Bu ne biçim yürüyüs? Basinizi kaldirin, canli yürüyün. Haydi hep beraber...
Annem beni yetistirdi, bu ellere yolladi
Al sancagi teslim etti, Allaha ismarladi..."
 Çavusun baslattigi, yavas yavas tüm Mehmetçiklerin katildigi bir mars yükselmeye basladi bozkirin ortasinda. Sanki çiplak ayakli, yarali ve bir muharebeyi kaybetmis olanlar onlar degildi. Çinarli köyüne sefil ve bitkin görünüslerine hiç uymayan bir çalimla girdiler. Süvari yüzbasisinin gözü arkada kalmayacakti...

Cepheyi tuttular degil mi?
Kurtulus Savasi'nin kirilma noktalarindan biri, Kütahya-Eskisehir muharebeleriydi. 14 Temmuz 1921 günü Yunanlilar 180 top ve 40.000 kisiyle yüklendiler Türk hatlarina. Karsi koymaya çalisan kuvvet ise, 113 top ve parça parça cepheye ulastirilmaya çalisilan 30.000 askerdi. Türk ordusu zamanla yarisiyordu. Her iki ordu da kazanmak için tüm gücüyle savasiyordu. Süngü hücumlari arka arkaya tazeleniyordu. Öyle ki, bir tepe bir saat içinde tam 11 kez el degistirmisti.
4. Tümen komutani Yarbay Nazim, basta Mustafa Kemal olmak üzere hem tüm komutanlarin, hem de emrindeki askerlerin gözbebegiydi. Mehmetçik, onun bir emriyle gözünü bile kirpmadan çikiyordu siperlerden. 4. Tümen, Yunanlilari durdurmak için en güvenilen birlikti ve komutanlar Yarbay Nazim'dan çok sey bekliyorlardi.
 15 Temmuz sabahi gün dogarken, Yarbay Nazim ve karargâh subaylari atlanip Yumurçal mevzilerini denetlemeye çiktilar. Az ileride bir tepe vardi ve tepede Türk ordusundan kimse yoktu. Yunanlilar bu tepeyi ele geçirirlerse cephenin yarilmasi kaçinilmazdi. At inildi, komutan ve karargâhi tepeye dogru yürürken Yarbay Nazim, süvari takim komutanina emir veriyordu:
"Takiminla hemen tepeyi tut. Düsman taarruz ederse, alaydan birlik yetisene kadar ne pahasina olursa olsun tepeyi tut. Simdi ben..."
Bitiremedi cümlesini. Sabaha karsi gelip tepeye mevzilenen Yunanlilarin açtigi makineli tüfek atesi biçti bu çok sevilen komutani ve karargâh subaylarini. Emir çavusu Eyüp, gögsünün sol tarafindaki kan lekesi giderek artan komutanini kucaklayip at bindi ve cephe gerisine götürmeye basladi. Yarbay Nazim'in ünlü beyaz ati dörtnala peslerinden geliyordu.
Eskisehir hastanesi... Çok hafif soluk alan komutanin basinda Eyüp Çavus ve subaylar beklesiyordu ümitle. Yarbay Nazim fisildadi:
"Tepeyi tuttular degil mi?"
"Tuttular komutanim..."
"Arkadaslar iyi mi?"
''Hepsi iyi. Çok iyiler komutanim."
"Asil siz iyi olun, iyi dayanin çocugum..."
Basi Eyüp Çavus'un dizine dayali yatan Nazim Bey'in son sözleriydi bunlar...
Çankaya'daki çalisma odasinin kapisi usulca aralandi, Fikriye Hanim bir hayalet gibi içeri süzüldü. Masadaki haritanin üzerinden basini kaldiran Mustafa Kemal, genç kadina sorgulayan gözlerle bakti.
Kötü haber tez ulasmisti. Salih Bey (Bozok) söylemeye cesaret edemiyordu. Basi öne egikti. Mustafa Kemal
"Ne var? Ne oldu?" diye sordu. Yilgin bir sesle
"Fevzi Pasa telefon etti. 4. Tümen karargâh kadrosu felakete ugramis!" diye cevapladi.
"Ne demek o?"
"Kurmay baskani Binbasi Serafettin yarali olarak esir düsmüs. Çogu da sehit olmus efendim!"
"Nazim?"
Salih Bozok aglamaya basladi. Mustafa Kemal donup kalmisti. Yarbay Nazim, çok sevdigi, çok kiymetli bir komutaniydi.
"Gel biraz yürüyelim Salih!"
dedi... Ölümü çok yakindan taniyan iki subay, agaçlarin altinda yürümeye basladilar. Ikisinin de agzini biçak açmiyordu...
 
 
“Türk millî hareketi düsmani kesin yenecektir!"
20. yüzyila girerken Fransa'nin en etkili gazetelerinden "Le Temps"in ünlü bir çalisani vardi: Georges Gaulis. 1896'da esi Berthe ile birlikte Istanbul'a gelmisti. Osmanli Imparatorlugu konusunda en iyi, en tarafsiz haberleri yapan gazeteci olarak taniniyordu.
1912'deki Balkan Savasi'ni da izleyen Gaulis, yakalandigi hastaliktan kurtulamayip öldü ve Feriköy'deki Katolik Mezarligi'na gömüldü. Nöbeti, Türk dostlarinin Berta diye çagirdiklari, karisi Berthe devraldi.
Berthe Georges Gaulis, Birinci Dünya Savasi'nda zorunlu olarak Istanbul'dan ayrilmisti. Berthe, Kurtulus Savasi'nin basladigi günlerde, 21 Eylül 1919'da, çok sevdigi Istanbul'a tekrar geldi. Fransa'ya döner dönmez yazdigi kitapta, o günlerin Türkiye'sini ve Kurtulus Savasi'ni anlatti:
"1921 Nisani, Türklerin geri aldiklari Bilecik, bir felaket ve acilar diyari. Koku dayanilmayacak kadar fazla. Henüz dumani tüten bu tas yiginlari altinda, kim bilir ne kadar insan cesedi gömülü. Buradaki tahribatin büyüklügü korkunç. Bilecik ve Küplü'de büyük facialar olmus. Buralarin ahalisinden sag kalanlar, büyük bir bunalim ve heyecan içinde. Tecavüze ugramamis genç bir kiz veya kadin kalmamis. Bilecik dünden kalma bir Pompei adeta. Her yer kül, is ve kurum içinde... Sik sik dinamitin tahribatini gösteren tas yiginlarina rastliyoruz. Biraz ötede, kizini kurtarmak isterken, kafasina tasla vurularak öldürülmüs bir ihtiyarin mezari.
Yapilan toptan imha isleminden her sehir ve kasaba payina düseni almis. Bazen bir bahçe, çiçek açmis birkaç agaç, bir meydan, bir çesme, yapilanlari hatirlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik.
Her Yunan taarruzu, Anadolu halkina çok aci bir ders olmus. Düsmanin yaptiklari karsisinda vatanseverlik duygulari uyanarak sahlanmis, 'Ölürsem hiç olmazsa ailem ve vatandaslarim Için öleyim' diyerek mücadeleye katilmislar. Bu günlerde, Inegöl'deki Türkler kasabalarina gelen Yunan askerlerine baltalarla karsi koymuslar ve onlar da çareyi kaçmakta bulmuslar..."
Berthe Gaulis, kitabinin önsözünde de sunlari yazmisti;
"Ankara'dan 10 Mayis 1921 'de, Türk milliyetçiligi konusundaki bu kisa incelememin basimevini boyladigi siralarda ayrildim. 1921 yilinin Agustos ayi sonlarinda, Anadolu'daki savas en sert ve acimasiz bir biçimde sürüyordu. .. Türk millî hareketi düsmani kesin yenecektir. Çünkü o hareket yüksek bir ideale dayaniyor; çünkü bu hareketi yönetenler kendi sahsî çikarlarini unutmuslardir; çünkü onlarda büyük bir ruh ve iman var..."

“Hadi bre çorbaci, karavanaya yetiselim!"
Isgalcilerden Insanlik disi, askerlik disi bu kadar baski gören Anadolu çocugu, yine efendiligini bozmamis, bir "Çilgin Türk" olarak onurlu davranmayi elden birakmamisti.
Halide Edip, Rusen Esref Onaydin ve Binbasi Kemal, Adala'ya (Manisa'da bir ilçe) yetismeye çalisiyorlardi. Alti ayda bile geçilemez denilen Yunan hatlari yarilmisti. 30 Agustos Baskomutanlik Meydan Savasi kazanilmis, Yunan ordusunun büyük bölümü imha edilmis, basta Trikopis, çok sayida komutan, subay ve asker esir alinmisti. Binbasi Kemal soföre bagirdi:
"Dur!"
Binbasinin dikkatini, esir bir Yunan subayini cephe gerisine götüren asker çekmisti. Mehmetçik yayan, esir subay esek üzerinde gidiyorlardi. Mehmetçik Binbasi Kemal'i selamlarken, Yunanli subay esekten inmisti.
"Kim bu?"
"Esir komutanim!"
"Nereye götürüyorsun?"
"Geriye. Alay karargâhina!"
"Ulan sen bunun seyisi misin, hizmet eri misin? Hayvana sen bin, o yürüsün!"
"Hiç olur mu komutanim? O simdi ocagindan kopmus bir gurbet adami. Misafir ve bana emanet."
Binbasi, titreyen sesine hâkim olmaya çalisarak soföre bagirirken gözlerinden yaslar akiyordu:
"Yürü oglum, gidelim."
Araba uzaklasana kadar selam duran Mehmetçik, Yunan subayina esege binmesi için isaret ederken söyleniyordu:
"Hadi bre çorbaci. Aksam karavanasina yetiselim. Aç kalma."
Ölümün, gencecik insanlari hiç duraksamadan verdigi bir emirle ölüme göndermenin ne oldugunu, onun gibi hiç kimse bilemezdi. Yillar önce, bir agustos sabahi gün dogmak üzereydi. "O", siperler boyunca yürürken, son emrini verdi:
"Elimdeki kirbaca bakin. Kirbaci kaldirdigimda hazir olun. Kirbaci asagi indirdigimde hücuma kalkilacak. Asker! Sana ölmeyi emrediyorum!"
Kirbaç kalkti, kirbaç indi... Mehmetçik süngü hücumuna kalkti. Artik tek bir ses duyuluyordu... Allah, Allah,,.
9-10 Agustos 1915 sabahinda gün atmadan süngü hücumuna kalkan Mehmetçik, Anafartalar'da düsmani bitirmisti. Mehmetçik'ten ölmesini isteyen komutan, Anafartalar Grup Komutanligi'na 67 saat önce atanan Yarbay Mustafa Kemal'di.
Arkadaslariyla birlikte 19 Mayis 1919'da Samsun'a çiktiginda, generaldi Mustafa Kemal. Sonra üniformasini çikardi. Yillardir savasan, gencecik evlatlarini sehit veren; yorgun, bitkin, yilgin ve ümitsiz, ama sonsuz dirençli insanlarin yasadigi topraklarda, Anadolu topraklarinda, kimsenin kolay kolay göze alamayacagi bir kalkismayi baslatti. Tek güvencesi, çöken imparatorlugun tüm kahrini çekmesine karsilik, pek de kiymeti bilinmeyen Anadolu insaniydi. Askere yolcu ettigi son oglunu birligine teslim ederken;
"Bizim köyün mezarligina elli yildir delikanli gömülmedi ogul. Vatan sag olsun da hepimiz ölelim ne çikar?"
diyen Sögüt'ün Akgünlü köyünden Mehmet oglu Hüseyin'in anasi gibi insanlardi güvendigi.
Bandirma Vapuru'ndan Samsun'a ayak basan ilk 18 kisiyle baslayan "Tam Bagimsiz Anadolu" hareketine, zaman içinde tüm Anadolu halki katildi. Genciyle, yaslisiyla, kadiniyla erkegiyle ve yorgunluklarim, yilginliklarini, bikkinliklarini, ümitsizlerini artlarinda birakarak kavgaya girdiler.
"Asirda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için,
zincirlerinden baska kaybedecek seyleri yoktur,
denildi.”
Mustafa Kemal, Samsun'a gitmeden önce, Bekir Aga Bölügü'nde tutuklu bulunan Fethi Bey'i görmeye gittiginde, '"Ne biz bu durumda kalacagiz, ne de ülkeyi bu durumda birakacagiz." derken, iste bu "zincirlerinden baska kaybedecek seyleri olmayanlara” güvenmisti.
Anadolu'nun bagimsizligi kavgasina girenlerden bazilarinin yollari, sonraki yillarda Mustafa Kemal'le ayrilmis bile olsa, onlar "Çilgin Türkler"di. Çilgin olmasalar, boyunlarinda idam fermani varken, hangi akla hizmet bir ulusun kurtulus kavgasini baslatabilirlerdi?


"Kuvva-i Millîye adi altinda çikarttiklari karisiklik"
24 Mayis 1920 tarihinde, Padisah VahdettIn'in onayladigi, Sadrazam Damat Ferit Pasa'nin imzaladigi bir Iradei Seniyye (Padisah Buyrugu) yayinlandi:
"Kuvva-i Milliye adi altinda çikarttiklari karisiklik ve Anayasa'ya aykin olarak halktan para toplamak, askere almak, bunun aksine hareket edenlere iskence ve eziyet ederek kentleri yikmaya kalkismak suretiyle iç güvenligi bozanlarin düzenleyicisi ve kiskirticisi olduklari iddiasiyla haklarinda dava açilan, Üçüncü Ordu Müfettisi i gi'nden uzaklastirilip askerlik mesleginden çikartilmis bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, eski 27. Firka komutani emekli Miralay Kara Vasif Bey, eski 20. Kolordu komutani Mirliva Salacakli Fuat Pasa ile eski Washington elçisi ve Ankara milletvekili Salacakti Alfred Rüstem ve eski saglik müdürü Istanbullu Dr. Adnan Bey ile Üniversite Bati Edebiyati eski ögretmeni Istanbullu Halide Edip Hanim'in; açiklamasi 11 Mayis 1920 tarih ve 20 sayili hüküm tutanaginda yazili oldugu üzere; Mülkiye Ceza Yasasi'nin 45. maddesinin 1. fikrasinin yollamasiyla, 55. maddenin 4. fikrasi ve 56. maddesi uyarinca sahip olduklari askeri ve sivil rütbe ve nisanlarla her türlü resmi unvanlarinin kaldirilmasina ve idamlarina, bu durumda kaçak bulunmalari nedeniyle mallarina el konulmasina dair Istanbul Birinci Sikiyönetim Savas Divani'nca arkasinda verilen hüküm ve karar ele geçirildiklerinde yeniden yargilanmak kosuluyla onaylanmistir. Bu buyrugu yürütmeye Savas Bakani görevlidir."

Ve bir safak vakti...
Kimisinin boynunda idam fermani vardi? kimisinin ayagi çiplakti. Kimisi yorgani bebesinin degil top mermilerinin üzerine örtmüstü, kimisi son nefesinde "Ölene kadar cepheyi tutun" emri vermisti. Anadolu'nun bahti  Onlar,
“bir safak vakti karanligin kenarindan
agir ellerini topraga basip
dogrulduklari zaman..."
degisti.  "O" ve bize bugünleri veren tüm "Çilgin Türkler"i yüregimizden gelen saygi ve sevgiyle aniyoruz. Iyi ki çilgindilar...
 
Kurtulus Savasi'na giden dikenli yollarda
 Gözlügünün arkasindan gülen gözlerle bakiyordu. Ancak, is "Çilgin Türkler"e geldiginde degisiyordu bakislari Turgut Özakman'in. Bir baska parliyordu o gözler ve bir baska tonla cevapliyordu sorularimizi. Tutkuluydu "Çilgin Türkler"e, heyecanlaniyordu anlatirken ve nasil bir hayranlik duydugu sesine yansiyordu. Biz Focus ekibi için, çok güzel bir sohbetti.
-1919'da Samsun'dan yola çikanlar, bagimsizlik yolunda ilerlerken çok engelle karsilastilar. Neydi bu engeller?
"Vatan kavgasi görmemis ki Anadolu halki, hele hele Ege! Isgal nedir bilmiyor ki... Fazla bir kötülük görmüyorsa, bir dostluk dahi kurabiliyor. Ister istemez kaçinilmaz bir birliktelik olabiliyor. Korkutucu olan o degil. Yunan ordusuyla isbirligi yapan var. Yunan ordusu çekilirken milliyetçilerle birlikte olmamak için onlarin pesine takilip Yunanistan'a kaçan birçok insanimiz var. Yunanlilara kilavuzluk yapan Müslüman Türkler var. Bunun orani o zamana göre korkutucu degil, ama mide bulandiriyor tabii...
Adam millet, vatan egitimi almamis. Bilinçli degil. 600 yil kulu oldugu padisah var savasmasini istemeyen. Ankarali Mustafa Kemal'in askerlerine karsi durmanizi Istiyorsa ve seyhülislam bunlarin öldürülmeleri için fetva veriyorsa... Bu ugurda ölenlerin sehit, yaralananlarin gazi olacagi söyleniyorsa, Ingiliz altini dagitiliyorsa, yani cahillik sömürülüyorsa, bu insanlar isyan ederler. Bolu, Yozgat, Konya isyanlari... Bir avuç insan. Ama, o zaman biz o kadar güçsüzüz, askerimiz o kadar az ki! Günler, aylar sürüyor bazilarini ortadan kaldirmak. Olay o!"
Bir gerçege daha dikkat çekiyor Özakman:
"Zaman içinde de olsa, kadini erkegi, genci ihtiyari el vermeseydi, 150 bin kisilik bir ordu nasil kazanirdi savasi? 150 bin kisilik orduyu, en az 150 binlik ikmal ordusu destekler. 300 bin kisi eder. Bu sadece Bati Cephesi'nde. Bunun dogusu, kuzeyi, güneyi var. Bu da 400 bin kisi demek. Halk desteklemiyorsa, 400 bin kisilik bir ordu kurulamaz. Bu yüzden, halk baslangiçta karsisinda olmasa bile, yaninda da degildi. Dogal bu. Korku! Erkek kalmamis! Askerleri sehit olmus orada kalmis; sag kalani ya eskiya olmus daga çikmis, ya da henüz esir, geri dönmemis... Ne beklenebilir ki?"
Anadolu insanina dil uzatanlara, bilmeden konusanlara çok kizgin Turgut Özakman:
"Yunan gelmis Izmir'e çikmis, binlerce insani öldürmüs. Sakarya'nin kenarindaki çaresiz, elektriksiz, yolsuz, ögretmensiz köy bunu duymamistir bile. Onun için Türk halkina yöneltilen benzer birtakim iddialari okudugum zaman içim ciz ediyor. YanI Yunanli Izmir'e çiktigi gün Anadolu ayaklanacak, herkes silahlanacak... Yahu zaten o gün biterdi is. Yani böyle bir millet var mi? Fransizlar Ikinci Dünya Savasi'nda Paris elden gittikten sonra, yavas yavas düsünmeye basladilar karsi koymak için. Yunan Izmir'e çiktiktan sonra, Denizli müftüsü, 'Size fetva veriyorum. Silahi olmayan hiç olmazsa yerden üç tas alip düsmana atsin!' diyor"
Ulusal bilincin bir baska fikir adami, sair, edebiyatçi, gazeteci ve senarist Attila Ilhan’in cenaze töreninin ardindan oturmustuk Turgut Özakman ile sohbete. Atilla Ilhan 'dan esinlendik ve sorduk "Hangi bati?" diye:
"Batinin bize dönük, tüm dünyaya dönük bilim ve sanatla ilgili temiz bir yüzü var. Bir de sömürgeci, emperyalist, kandirici, pis bir yüzü var. Yalniz güzel yüzüne maglup olup da, pis yüzünü hazmetmemize imkân yok. Türkiye, batinin bu pis yüzünü çok yakindan gördü. Ya kendi yapti bu pisligi ya da birilerini parali asker olarak tuttu, onlara yaptirdi. Onun için biz, emperyalizmin ne oldugunu bilmeyenlere ders verebilecek bir ülkeyiz. Ama Türkiye'de de ne yazik ki emperyalizm, bir sol terimdir diye söylenmez oldu."

5 Günlük Hava Tahmini

Merkez Bankası Döviz Kurları
Copyright 2017 © kesekoyluyuz.biz
Tüm hakları saklıdır.